Cengiz Han geliyor. 13. yüzyılda kurduğu Moğol İmparatorluğu, tarihin en büyük kara imparatorluklarından biri oldu. İlginç olan şu ki, bugün Moğolistan’da Cengiz Han sadece tarihî bir figür değil; ülkenin kimliğinin önemli bir parçası. Havalimanından paralara kadar birçok yerde onun izini görmek mümkün.
Başkent Ulan Batur (Ulaanbaatar) da ilginç bir tezat sunuyor. Bir tarafta modern gökdelenler ve kafeler, diğer tarafta şehrin kenarlarında hâlâ geleneksel ger (yurt) çadırlarında yaşayan aileler var. Dünyada başkent içinde bu kadar güçlü göçebe kültürün devam ettiği çok az yer bulunuyor.
Moğolistan’da en etkileyici deneyimlerden biri gerde konaklamak. Elektrik ve internetin olmadığı bir bölgede gece gökyüzüne baktığında, ışık kirliliği olmadığı için Samanyolu’nu çıplak gözle görmek mümkün.
Ülkenin en sıra dışı etkinliklerinden biri Naadam Festivali. Bin yıldan uzun geçmişi olan bu festivalde üç geleneksel spor yarışıyor: Moğol güreşi, at yarışı ve okçuluk. Özellikle çocuk jokeylerin kilometrelerce süren at yarışlarına katılması dikkat çekiyor.
Moğollar için at sadece bir ulaşım aracı değil, kültürün bir parçası. “Moğol atı” küçük ve dayanıklı yapısıyla bozkır şartlarına uyum sağlamış. Birçok çocuk daha küçük yaşta ata binmeyi öğreniyor.
Doğa tarafında ise Gobi Çölü başrolde. Ancak burası sadece kum tepelerinden ibaret değil; buz vadileri, kayalık oluşumlar ve hatta dinozor fosilleri bulunan bölgeler var. Dünyanın en önemli dinozor yumurtası keşiflerinden bazıları burada yapıldı.
Yemek kültüründe boodog oldukça ilginç bir örnek. Geleneksel olarak keçi veya dağ sıçanı, kendi derisi içinde sıcak taşlarla pişiriliyor. Ayrıca süt ürünleri ve et, sert iklim nedeniyle Moğol mutfağının temelini oluşturuyor.