sankt peterburg denince aklıma ilk gelen şey, rusya’nın en “avrupai” şehri geliyor. Moskova daha sert, daha güç odaklı bir şehir gibi dururken; Sankt Peterburg biraz daha zarif, sanatla ve tarihle iç içe bir yer.
İlginç tarafı şu: şehir aslında doğal olarak oluşmamış. Büyük Petro, Rusya’yı Avrupa’ya yaklaştırmak için bataklık bir bölgenin üzerine koca bir başkent kurdurmuş. O dönem için inanılmaz bir proje; bugün şehrin ihtişamına bakınca neden bu kadar uğraştıkları anlaşılıyor.
En çok akılda kalan yerlerden biri Ermitaj Müzesi. Sadece içindeki eserler değil, binanın kendisi bile insanı etkiliyor. Eski Rus çarlarının nasıl bir hayat yaşadığını biraz tahmin edebiliyorsun.
Bir de beyaz geceler var. Yazın gece tam kararmayınca şehir ayrı bir havaya bürünüyor. İnsanlar gece yarısı bile kanalların kenarında dolaşıyor.